i.ö üçüncü bin yılın sonlarına doğru yaşamış olan isimsiz bir Sümerli hekim, meslektaşları ve öğrencileri için en değerli tıbbi reçetelerini bir araya getirip kaydetmeye karar verdi. Islak topraktan 16 cm uzunluğunda 9,5 cm genişliğinde bir tablet hazırladı, kamış kalemin ucunu eğik biçimde yonttu ve zamanın yazısıyla gözde ilaçlarının bir düzinesini tablete kaydetti. İnsanlığını bilinen en eski tıp “el kitabı” olan bu belge, bir Amerikan kazı ekibince ortaya çıkarılıp Philadelphia Üniversite Müzesi’ne götürülünceye değin dört bin yılı aşkın süre Nippur kalıntıları altında gömülü kalmıştır.
Bu tabletin varlığını, Üniversite Müzesi’nin Babil Bölümünde benden önce çalışmış olan Dr. Leon Legrain’in bir yayınından öğrendim; Üniversite Müzesi’nin 1940 Bülteninde “Nippur’da Eski Eczacılık” başlığıyla çıkan makalede, metnin bir kısım içeriğini büyük bir cesaretle çevirme girişiminde bulunmuştu. Ancak bunun tek başına çivi yazısı uzmanını aşan bir iş olduğu açıktı. Yazıt öyle teknik ve özel terimlerle yazılmıştı ki, bir bilim tarihçisinin, özellikle kimya alanında eğitim görmüş birinin işbirliğini gerektiriyordu. Üniversite müzesi tablet bölümünün başına geçtikten sonra, özlemle, sıkı sık bu tıp tabletinin bulunduğu dolaba gider ve incelemek üzere masama getirirdim. Birçok defalar çevirisini yapmaya uğraştım. Neyse ki sonuna kadar dayandım. Uygun anı kollayarak, onu defalarca yerine götürdüm.
Yazının tamamını okuyun »
Altın metali bakır, gümüş ve meteor demiri ile birlikte cilalı taş devrinden bu yana bilinen metallerdendir. M.Ö. 4000 yılından itibaren Mısır’lıların ve M.Ö. 3000 yıllarında Sümerlerin Mezopotamya’da altın üreterek kullandıklarına dair kesin bulgular vardır. Sudan, kuru ve yaş havadan, oksijen ve ozondan, kükürt ve hidrojen sülfürden, azottan ve hidrojenden hatta yüksek sıcaklıkta bile oksijenden, asitli ve bazik çözeltilerden etkilenmediğinden doğada metalik halde bulunan ender metallerden biridir. Bu üstün özellikleri, kendine özgü rengini ve parlaklığını hiç kaybetmediğinden süs ve ziynet yapımında, kral ve zenginlerin özel eşyalarının yapımında, hatta zenginlik göstergesi olarak tarih boyunca kıymetli madde ve para olarak kabul görmüştür.
Yazının tamamını okuyun »
Gizem Dinleri, Greko-Romen kültür dünyasinda kamuya açik resmi dinler tarafindan saglanamayan bireysel dini deneyimler sunan çesitli gizli kültlere verilen addir. Bu dinlerin kökeninin, ilkel insanlar tarafindan dünyanin çesitli yörelerinde uygulanan kabile törenlerinde bulundugu ileri sürülmüstür. Ilkel kabile topluluklarinda hemen herkes inisiye olurken, Grek dünyasinda Gizem Dinlerine inisiyasyon kisisel seçim konusudur. Gizem Dinleri, Isa’dan sonra gelen ilk üç yüz yil süresince en yaygin olduklari dönemi yasamislardir; ama kökenleri Grek tarihinin en eski dönemlerine kadar geri gider.
Etimolojik olarak, “Mysterion” (Gizem) sözcügü Grekçe’de “gözleri ve dudaklari kapatmak” anlamini tasiyan “myein” (muein) fiilinden türemistir. Gizem Dinleri, daima adaylarin “inisiye” (içeri alinma) olarak girebildikleri gizli kültlerdir. Inisiye olan kisiye “mystes”, adayi öneren kisiye “mystagogos” (mystes’in önderi) adi verilir. Kültün önderinin adi ise “hierophantes” (kutsali açiklayan) ya da “dadouchos” (mesale tasiyan) olmustur. Bir gizem toplulugunun temel uygulamalari toplu yemekler, dans ve inisiyasyon törenleridir. Ortak yasanan bu deneyimler kült içi bagliliklari güçlendirir.
Yazının tamamını okuyun »
Cep telefonlu hayat, şunun şurasında 5-10 yıl öncesine dayanıyor. İnternet telefon telgraf fax gibi diğer modern iletişim araçları ile ise epi topu tanışalı bir yüz yıldan fazla geçmedi. Ancak insanlığın iletişim ihtiyacı ,varoluşundan itibaren peşini bırakmıyor. Bu amaçla sürekli daha kolay, hızlı ve güvenli yöntemleri denemeye devam ediyorlar. Günümüzden 2000 yıl öncesinde de durum pek farklı değil.
Antik dünyada ki iletişim yöntemleri günümüzde kullanılmakta olan teknolojinin yarattığı parlak sistemler göz önüne alındığında son derece sefil durumda ancak bu sistemlerin pek çoğu 1800′lü yılların sonlarına kadar kullanılmış.
Yazının tamamını okuyun »