<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Define işaretleri - Define - Definecilik - Eşkiya Belgeleri - Lahit - Kaya Mezarlar &#187; Bilgi Bankası</title>
	<atom:link href="http://blog.defineisaretleri.net/bolum/bilgi-bankasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.defineisaretleri.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Jun 2009 12:47:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Antik Ölçü Ağırlık Sistemleri</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/antik-olcu-agirlik-sistemleri/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/antik-olcu-agirlik-sistemleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 12:28:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlık sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[antik ölçü]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Ölçü Ağırlık Sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[eskide ağırlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=276</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ATTiKA AGIRLIK SISTEMI</p>
<p>Arkeloglarİn en fazla yararlandİği sistemdir ağirliklarine göre hangi dönem ve nereden olduğununu gösterir.<br />
Fikir vermesi açisindan örnek olarak Attika ağirlik sistemi Dekadrahmi = 10 drahmi : 43 gr.<br />
Tetradrahmi = 4 drahmi : 17.2 gr.<br />
Didrahmi = 2 drahmi : 8.6 gr.<br />
Drahmi = 6 obol : 4.3 gr.<br />
Tetrobol = 4 obol : 2.85 gr.<br />
Triobol = 3 obol : 2.15 gr.<br />
Diobol = 2 obol : 1.43 gr.<br />
Trihemiobol = 1.5 obol : 1.07 gr.<br />
Obol = 0.72 gr.<br />
Tritartemorion = 3/4 obol : 0.54 gr.<br />
Hemiobol = 1/2 obol : 0.36 gr.<br />
<span id="more-276"></span><br />
Osmanli Ölçü Birimleri</p>
<p>Suyun debisinin ölçülmesinde kullanilan ölçü birimleri ;<br />
Su kaynağinin debisinin ölçülmesinde birim olarak &#8220;lüle&#8221; kullanilmiştir. 1 lüle yaklaşik olarak 26 mm çapinda bir borudur ve dakikada 36 litre su akitir. Günlük yaklaşik 52 m3 su olarak kabul edilir. Şehir içinde yer alan su taksim istasyonlarinda bulunan dağitim sandiklarinda kullanilan borularin günlük debisi ise dağitim yapilan bölgenin ihtiyacina göre ayarlanmiştir ve aşağidaki gibidir.</p>
<p>1 Hilal 0,5625 lt/Dak. (Günde-0,81 m3)<br />
Çuvaldiz 1,125 lt/Dak. (Günde-1,62 m3)<br />
1 Masura 4,5 lt/Dak. (Günde-6,48 m3)<br />
1 Kamci 9 lt/Dak. (Günde-12,96 m3)<br />
1 Lüle 36 lt/Dak. (Günde- 51,84 m3 ~ 52 m3)</p>
<p>Uzunluk ölçüleri ;</p>
<p>Uzunluk ölçü birimi olarak &#8220;arşin&#8221; kullanilmiş olmakla beraber , çarşi arşini ile mimar arşini ( Zira-i Mimari / Zira ) ve dolayisiyla alt birimleride birbirinden farklidir.</p>
<p>Çarşi ölçüleri</p>
<p>1 Arşin 0,6858 mt.<br />
1 Rub (urub) 0,0857 mt. (1/8 Arşin)<br />
1 Kerrab (Kirâh) 0,0428 mt. (1/16 Arşin)<br />
1 Endaze 0,6525 mt.</p>
<p>Mimar ölçüleri</p>
<p>1 Arşin (Zira) 0,757738 mt.<br />
1 Parmak (1/24 zira) 0,031572 mt.<br />
1 Hat (1/12 parmak) 0,002631 mt.<br />
1 Nokta (1/12 hat) 0,000219 mt.</p>
<p>Çarşi ölçü birimi ve 68,58 cm&#8217;e karşilik gelen Arşin ölçü birimi ile yine bir çarşi ölçü birimi olan ve 65,25 cm&#8217;e karşilik gelen Endaze ölçüleri birbirlerine çok yakin değerlerdedir.</p>
<p>Ağirlik ölçüleri ;</p>
<p>1 Çeki (4 Kantar) 225,79832 kg.<br />
1 Kantar (44 Okka) 56,44958 kg.<br />
1 Batman (6 Okka) 7,69767 kg.<br />
1 Okka/K&yacute;yye (400 Dirhem) 1,282945 kg.<br />
1 Dirhem 3,2073625 gr.<br />
1 Miskal 4,5819464 gr.<br />
7 Miskal (10 Dirhem) 32,073625 gr.<br />
1 Denk (1/4 Dirhem) 0,80184 gr.<br />
1 Kirat (1/4 denk) 0,20046 gr.<br />
1 Buğday (1/4 k&yacute;rat) 0,05011 gr.</p>
<p>Mehmet İzzet&#8217;in 1912 baskisi İlm-i Hisab kitabİna göre ise ağirlik ölçüleri farkli tarif edilmektedir.</p>
<p>Evzan-i Kebire ( Büyük ağirlik ölçüleri) ;</p>
<p>1 Çeki 225,978 kg.<br />
1 Kantar 56,450 kg.<br />
1 Batman 7,692 kg.<br />
1 Kiyye 1,282 kg.</p>
<p>Evzan-i Mutavassita ( Orta ağirlik ölçüleri) ;</p>
<p>1 Dirhem 3,207 gr.<br />
1 Miskal 4,810 gr. ( 1,5 Dirhem )<br />
1 Denk 0,80175 gr. ( 1/4 Dirhem )<br />
Evzan-iHafife ( Hafif ağirlik ölçüleri) ;<br />
1 Kirat 0,20043 gr. ( 1/4 Denk )<br />
1 Bağdadi 0,0501 gr. ( 1/4 Kirat )<br />
1 Fitil 0,0125 gr. ( 1/4 Bağdadi )<br />
1 Nakir 0,00626 gr. ( 1/2 Fitil )<br />
1 Kitmir 0,00313 gr. ( 1/2 Nakir )<br />
1 Zerre 0,00156 gr. ( 1/2 Kitmir )</p>
<p>Alan Ölçüleri ;</p>
<p>1 Hektar = ( 11 Dönüm ) = 10.105,337 m2 = ( 17.600 zirakare )<br />
1 Dönüm = ( 4 Evlek ) = 918,667 m2 = ( 1.600 zirakare ) = ( 40 x 40 zira )<br />
1 Evlek = 229,666 m2 = ( 400 zirakare ) = ( 20 x 20 zira )<br />
1 Zirakare= 0,57416 m2</p>
<p>Antik yunan</p>
<p>Ayak: 0,296 metre<br />
Parmak: ayağin on altida biri, 0,0185 metre<br />
Dirsek: birbuçuk ayak, 0,444metre<br />
Kulaç: 6 ayak ya da 4 dirsek, 1,776 metre<br />
Plethron: 100 ayak<br />
Stadion: 600 ayak; Atina stadion&#8217;u 77,6 metredir.<br />
Palma: 4 Palma 1 ayak, 6 Palma 1 dirsektir<br />
Skenes: (Misir ölçüsü) 60 stadion&#8217;a eşittir; yani 1 skenes 10 kilometre, 656 metredir.<br />
Parasang (Iran ölçüsü) 30 stadion&#8217;a eşittir, yani 5 kilometre, 328 metredir bizanstan gunumuze Osmanli Imparatorluğu&#8217;nun temel uzunluk ölçüsü &#8220;arşin&#8221;dır. Üç tür arşin vardir: Mimari arşin, çarşi arşini ve endaze.</p>
<p>Mimari Arşin 75,8 cm&#8217;dir; çarşi arşinindan ve endazeden daha uzundur. Bu arşin, arazi, bina ve inşaat ölçümlerinde kullanildiği için bu adi almmiştir. Bina Arşini da denir. Metrenin ¾ kadaridir. Iki mimari arşin, bir buçuk metreden biraz fazladir.</p>
<p>Bir mimari ar&thorn;&yacute;n&yacute;n 1/ 24 üne &#8216;parmak&#8217;, bir parma&eth;&yacute;n 1/12 sine &#8216;hat&#8217;, bir hatt&yacute;n 1/12 sine &#8216;nokta&#8217; ad&yacute; verilir.</p>
<p>Böylece 1mimari arşin = 24 parmak = 288 hat = 3456 nokta&#8217;dir.</p>
<p>Bunlarin metrik sistemde karşiliklari da şöyledir:</p>
<p>1 mimari arşin = 75,8 cm</p>
<p>1 parmak = 3,158 cm</p>
<p>1 hat = 0,263 cm</p>
<p>1 nokta = 0,0219cm&#8217;dir</p>
<p>Mimari arşin, şimşir, abanoz, fildişi, demir ya da çelikten yapilir ve üstüne parmak bölümlenmesi çizilirdi.</p>
<p>Hafriyatlarda kullanilan&#8217;kadem&#8217; mimari arşinin yarisi kadardir ve 12 parmak uzunluğundadir.</p>
<p>Iki buçuk mimari arşina &#8216;kulaç&#8217; adi verilir; hafriyatta, kuyu açanlar arasinda ve<br />
sularin derinliğini belirtmekte kullanilan bir ölçüdür.</p>
<p>100 kulaç yani 2500 mimari arşina &#8216;mil&#8217;; 3 mil yani 7500 mimari arşina ise &#8216;fersah&#8217; denilirdi. Bir kişinin normal bir yürüyüşle yaklaşik bir saatte aldiği mesafe olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>4 fersah bir &#8216;berit&#8217; ya da &#8216;menzil&#8217;dir. 2 berite de bir &#8216;merhale&#8217; denirdi.mak = 12 hat = 0,03157 m<br />
1 hat = 12 nokta = 0,00263 m<br />
1 nokta = 0,00022 m<br />
1 kulaç = 2,5 zirai =1,895 m (ip boyu, su derinliği, kuyu derinliği vb. için)<br />
1 kara mili = 2500 zirai = 1895 m (kara yolculuğundaki mesafeler için)<br />
1 fersah = 3 mil = 7500 zirai = 5685 m<br />
1 berid (menzil) = 4 fersah = 12 mil = 30900 ar&thorn;&yacute;n = 22740 m<br />
1 merhale = 2 berid = 45480 m<br />
1 çarşi arşini = 8 rubu (urup) = 0,680 m (kumaş için)<br />
1 rubu = 2 kirah = 0,085 m<br />
1 kirah = 0,0425 m<br />
1 endaze = 8 rubu (urup) = 0,650 m (artan ipekli fiyatlarina karşilik konulan ölçü birimi)<br />
1 rubu = 2 kirah<br />
Ayrica Azinliklara göre<br />
1 Arşin = 68 cm (Azinliklarin Kullandiği 78 cm)</p>
<p>1 Arşin = 125 cm (Yahudilerin Kullandiği)</p>
<p>1 Arşin = 110 cm Farsça</p>
<p>1 Arşin = 49 cm Omakça &#8211; Eski yunanca</p>
<p>1 Kulaç = 90 cm (Yahudilerin Kullandiği)</p>
<p>1 Kulaç = 1 m Farsça</p>
<p>1 Kulaç = 108 cm Omakça – Eski yunanca</p>
<p>Antik yunan ölçü Birimleri<br />
Ayak: 0,296 metre<br />
Parmak: ayağin on altida biri, 0,0185 metre<br />
Dirsek: birbuçuk ayak, 0,444metre<br />
Kulaç: 6 ayak ya da 4 dirsek, 1,776 metre<br />
Plethron: 100 ayak<br />
Stadion: 600 ayak; Atina stadion&#8217;u 77,6 metredir.<br />
Palma: 4 Palma 1 ayak, 6 Palma 1 dirsektir<br />
Skenes: (Misir ölçüsü) 60 stadion&#8217;a eşittir; yani 1 skenes 10 kilometre, 656 metredir.<br />
Parasang (Iran ölçüsü) 30 stadion&#8217;a eşittir, yani 5 kilometre, 328 metredir</p>
<p>Uzunluk ölçü birimlerinde ters dönüşümler:</p>
<p>1 m = 1,319261 zirai = 1 zirai + 7 parmak + 7 hat + 10,8 nokta = 31,656 parmak<br />
1 m = 0,5130740 kulaç = 3 ayak + 11,296 hat<br />
1 km = 0,5276 mil<br />
1 m = 1,470588 arşin = 1 arşin + 3 rubu +1,5 kirah<br />
1 m = 1,538462 endaze = 1 endaze + 4 rubu + 0,6 kirah</p>
<p>Eski Alan Ölçü Birimleri<br />
1 arşin (zirai) ²= 0,57417 m²= 4 ayak²<br />
1 dönüm (yeni) = 2500 m²<br />
1 dönüm (büyük) = 2720 m²<br />
1 dönüm (atik) = 4 evlek = 1600 zirai² = 918,672 m² (bir kenari 40 arşin (zirai) olan kare)<br />
1 atik evlek = 400 ar&thorn;&yacute;n²= 229,668 m²<br />
1 yeni evlek = 100 m²<br />
1 cerip = 3600 zirai²= 2067,012 m²<br />
1 ayak² = 144 parmak²= 0,14354 m²<br />
1 parmak² = 144 hat²= 0,00099751 m²<br />
1 hat² = 144 nokta²= 0,000006927 m²<br />
1 çarşi arşin² = 0,46240 m²<br />
1 urup² = 0,007225 m²<br />
1 kirah² = 0,0018062 m²<br />
1 endaze² = 0,422500 m²<br />
1 urup² = 0,0066015 m²<br />
1 kirah² = 0,0016504 m²<br />
Alan Ölçü Birimlerinde Ters Dönüşümler</p>
<p>1 m² = 1,740450 zirai²= 1 zirai²+ 426 parmak² + 71,89 hat²<br />
1 m² = 2,162629 çarşi arşin² + 2 arşin² + 10 rubu² + 1,63 kirah²<br />
1 m² = 2,366887 endaze² + 2 endaze² + 23 rubu² + 1,9 kirah²<br />
1 ar = 0,1087781 dönüm = 174 zirai² + 25 parmak² + 133,24 hat²</p>
<p>Eski Ağılık Ölçü Birimleri</p>
<p>1 okka (kıyye) = 400 dirhem = 1282,945 gr (1280 gr)<br />
6 kıyye = 1 batman = 7,544 kg<br />
44 kıyye = 1 kantar = 100 ludre = 56,320 kg<br />
4 kantar = 1 çeki = 176 kiyye = 225,798 kg<br />
1 kg = 312,5 dirhem = 0,781257 k&yacute;yye (okka)<br />
1 kg = 0 okka + 311 dirhem + 12,5225 kırat<br />
1 tonilato = 1000 kg = 4 çeki + 1 kantar + 37,4 okka<br />
1 tonilato = 17 kantar + 31 okka + 183 dirhem<br />
1,5 dirhem = 1 misgal = 4,8 gr<br />
1 dirhem = 4 dünük = 3,2 gr<br />
1 dünük = 4 kırat<br />
1 kırat = 4 bakray = 1/24 misgal<br />
1 bakray = 4 fitil<br />
1 fitil = 2 nekir<br />
1 nekir = 2 kitmir<br />
1 k&yacute;tmir = 2 zerre</p>
<p>Kullanildiği yere göre değişen alan ölçü birimleri<br />
Afyon 1 dönüm 2000,00 m² Izmir 1 satraç 0,57417 m²<br />
Ankara 1 mucur 32,3544 m² Karapinar 1 çiftçi dönümü 2500,00 m²<br />
1 &thorn;inik 129,1883 m² 1 yeni dönüm 2025,00 m²<br />
1 yarim 516,753 m² 1 hükümetdönümü 1000,00 m²<br />
Aydin 1 satraç 0,57417 m² K.Maraş 1 çiftlik 3000,00 m²<br />
Arhavi 1 kiye 150,00 m² Kelkit 1 kile 918,672 m²<br />
Bursa 1 muzur 4643,36 m² Niksar 1/2 tenekebuğday 1300,00 m²<br />
Çumra 1 dönüm 2500,00 m² Reşadiye 1 kil 2067,75 m²<br />
1 havayi 17 litre 1 kot 459,00 m²<br />
Elaziğ 1 kot 57,417 m² 1 evlek 229,75 m²<br />
1 ölçek=4 kot 229,668 m² Samsun 1 kil 918,672 m²<br />
1 urub (rubu) 918,672 m² Çarşamba 1 kesim 2765,0 m²<br />
1 kil 3674,688 m² 1 kesim 2025,0 m²<br />
Eskişehir 1 araba ot 4-6 dönüm Terme 1 kesim 3600,00 m²<br />
Erzurum 1 batman 459,336 m² Alaçam 1 kabak 8000,00 m²<br />
Ermenek 1 kutu 4,5-5 kg Sivas 1 ölçek 918,672 m²<br />
Gaziantep 1 kile 160-170 kg 1 evlek 229,668 m²<br />
1 timin 1/8 kile 1 kile 12861,408 m²<br />
Giresun 1 kod 1500,00 m² Tokat 1 rublağ 1837,344 m²<br />
1 kiye 2500,00 m² Trabzon 1 kot 1200,00 m²<br />
1 kariş 20 cm² &THORN;.Urfa 1 timin 1837,344 m²<br />
Hadim 1 mandal 30-40 m² 1 kile 14698,752 m²<br />
1 evlek 250,00 m² 1 ölçek 918,672 m²<br />
1 dönüm 1435,4247 m² Yozgat 1 kile 918,672 m²<br />
Istanbul 1 kile 1837,344 m² 1 çerik 150,00 m²<br />
1 müd 36746,88 m²</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/antik-olcu-agirlik-sistemleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arkeometrinin Tanımı ve Tarihçesi</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/arkeometrinin-tanimi-ve-tarihcesi/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/arkeometrinin-tanimi-ve-tarihcesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 12:26:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeometri]]></category>
		<category><![CDATA[arkeometri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeometri tanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeometrinin Tanımı ve Tarihçesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=274</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Arkeometri, arkeolojide çeşitli fen ve doğa bilim dallarının matematiksel ölçüm ve analiz yöntemlerinin uygulanması ve kullanılması olarak tanımlanabilir. Bu bilim alanında günümüzde yapılan arkeolojik araştırmaların kültür tarihi açısından, elden geldiğince eksiksiz olarak değerlendirilebilmeleri için, fen ve doğa bilimlerinin çeşitli dallarından birlikte yararlanılır. Aslında arkeometrinin başlangıcının 19.yyr17;ın başlarına kadar geriye gittiği söylenebilir. 1800r17;de ilk kez M.H. KLAPROTH (1743-1817) Berlin Bilim Akademisinde sikkeler, camlar ve Ortaçağ heykelleri üzerinde gerçekleştirdiği bazı kimyasal analizlerin sonuçları hakkında bir bildiri verir.<br />
<span id="more-274"></span><br />
(J.Riederer 1982) 19.yyr17;ın sonlarına doğru ve yüzyılımız başlarında gerek Avrupar17;da Üst Paleolitik Devir mağara duvar resimlerinin bulunuşu, Önasyar17;da, Anadolur17;da başlayan ve yoğunluk kazanan arkeolojik kazılarda ele geçen çeşitli buluntular, metal, keramik, cam, duvar resimlerinin boyaları gibi organik malzemeden yapılan araç ve gerecin kimyasal analizleri büyük ölçüde artmaya başlar. Troya kazıları, Ur Kral Mezarlarır17;nın keşfi, Mısırr17;da özellikle Flinders Petrier17;nin Negade kültürüne ait buluntuları, bu analizlerin daha yoğun bir biçimde yapılmasını sağlar. Böylece Kalaprothr17;un analizlerini, F. Rathgen, C.H Besch, J.R Partington, H.H Coghlan ve daha birçoklarının araştırmaları izler ve bunlar gitgide daha büyük bir ilgi ile karşılanır.</p>
<p>1878r17;de Baron De Geer İsveçr17;de göl ve bataklık tortul kültelerindeki yıllık ömürlü bitki kalıntılarını inceleyerek, bunların içinde bulunduğu balçık katmanlarının sayımına dayanan, r0;Varv analizlerir1; olarak adlandırılan bir mutlak tarihlendirme yöntemi geliştirir. Böylece günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine kadar giden mutlak bir yaş tayini yapma imkanı doğar. 1920r17;lerde Yugoslav matematikçi ve astronomlarından Milutin Milankovitz ise, güneş sistemindeki lekelerin dünyada iklim değişmelerine neden olduğu varsayımından hareket eder; bu değişimlerin matematiksel olarak hesaplanması Buzul Çağlarının 600.000 yıl kadar geriye tarihlendirilebileceğini ortaya koyar.</p>
<p>1901r17;de bulunan, fakat arkeoloji alanında 1929r17;da ilk olarak uygulanan bir diğer yöntem ise r0;dendrokronolojir1;dir. Uzun ömürlü ağaçların yatay kesitlerindeki halkların oluşumları ve bunların sayılmaları ile, ağacın kesildiği zamandaki yaşının mutlak olarak bulunabileceği anlaşılır.<br />
Buzul Devirlerinde yaşamış olan hayvanların türlerinin tesbiti, hem iklimsel, hem de paleocoğrafya açısından, yaş tayinleri için kullanılmaya başlar. Gene 1916r17;da İsveçr17;li botanikçi Lonnar von Postr17;un ilk olarak geliştirdiği r0;polinolojir1; (çiçek tozlarının analizleri) yöntemi, gerek Buzul Çağlarının gerekse Postpleistosendeki bitki örtüsü, iklim değişmeleri ve tarihlendirme için kullanılır.</p>
<p>2.Dünya Savaşına kadar arkeolojik buluntuların değerlendirilmesi için, gerek çeşitli kimyasal ve fiziksel yöntemlerle yapılan malzeme analizleri, gerekse mutlak tarihlendirmeler için daha birçok yöntemlerin geliştirildikleri görülür. Ancak arkeolojiye dönük bu araştırmaların r0;ARKEOMETRİr1; adı altında yeni bir boyut kazanması ve bugünkü konumuna kavuşması 1950-60 yılları arasına rastlar.</p>
<p>Libby (1955) ve arkadaşlarının, yaşamları sona ermiş organik maddelerin içinde bulunan radyoaktif karbon 14r17;ün ölçülmesi ile (C-14) arkeolojiye yeni bir mutlak tarihlendirme yöntemini armağan etmeleri bir anlamda gerçek arkeometrinin başlangıcı olarak kabul edilebilir.</p>
<p>Bilindiği gibi, eskisinden farklı olarak bugün artık arkeolojik araştırmalar geçmiş uygarlıkları, tarihsel gelişimleri içinde, mümkün olduğunca eksiksiz bir şekilde değerlendirebilmeyi, amaçlamaktadır. Bu yüzden eski bir kültürün hakkıyla anlaşılabilmesi, tanımlanabilmesi için, o kültürü meydan getiren insanların, o günkü doğal çevrelerinin, içinde yaşadıkları biyolojik ortamı oluşturan hayvan ve bitki topluluklarının (yani ekolojilerinin), insan, hayvan, bitki ilişkilerinin, ellerindeki kaynaklardan yararlanma biçim ve derecelerine bağlı olarak ekonomilerinin, teknolojilerinin, sosyal, politik, sanatsal düzeylerinin aydınlatılması gerekmektedir. Gene aynı bağlam içinde, o kültürleri oluşturan insan topluluklarının içinde yaşadıkları devrin mutlak tarihlendirilmelerinin yapılmasına, gerek çağdaşları olan, diğer kültürleri, ya da uygarlıkları meydana getiren topluluklarla, gerekse doğal ve biyolojik çevreleri ile olan ilişki ve karşılıklı etkileşimlerinin tümüyle açıklığa kavuşturulmasına çalışılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/arkeometrinin-tanimi-ve-tarihcesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ARkeometri nin Uygulama Alanları</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/arkeometri-nin-uygulama-alanlari/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/arkeometri-nin-uygulama-alanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 12:25:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeometri]]></category>
		<category><![CDATA[arkeometri nasıl uygulanır]]></category>
		<category><![CDATA[arkeometri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[ARkeometri nin Uygulama Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://ww.boun.edu.tr/%7Epubrel/news/mart2003/Pictures/Sayfa3_1.gif" border="0" alt="" width="250" height="250" />A. Arkeolojik toprak altı ve üstü kalıntıların, ören yerlerinin saptanmasında:<br />
1. Optik yöntemler (Prospection-Önceden görme-yöntemleri)<br />
Hava fotoğrafı arkeolojisi<br />
Fotogrametri<br />
2. Jeofiziksel / fiziksel yöntemler<br />
Rezistivite<br />
Elektrik sondası vb yöntemlerden yararlanılmaktadır.<br />
B. Arkeolojide çeşitli kalıntıların yaş tayinleri ile mutlak tarihlendirmelerde.<br />
1. Radyoaktif yöntemler<br />
a. Radyoaktif parçalanmadan kaynaklananlar.<br />
C-14 (radyokarbon)<br />
<span id="more-271"></span><br />
K40 r11; Ar40 (potasyum-Argon)<br />
U-238 (Uranium 238)<br />
U-235 (Uranium 235)<br />
Th-232 (Thorium 232)<br />
Fizyon izleri sayımı v.b gibi<br />
b. radyasyon etkisiyle enerji birikiminden kaynaklananlar.<br />
TL (Termoluminesans)<br />
ESR (elektron Spin Rezonans)<br />
2. Radyoaktif olmayan yöntemler<br />
Jeofiziksel / manyetik alan değişimlerine dayananlar: paleo/arkeomanyetizma<br />
Rasemizasyon (kemiklerde amino-asid değişimi)<br />
Uranium / Florin (U ve F miktarının ölçümüne dayananlar)<br />
Obsidiyen Hidrasyonu (hidrasyon tabakasının ölçümü)<br />
Cam yüzeyi tabakaları (cam yüzeyin değişiminden oluşan tabakaların ölçümü)<br />
Varv analizi (balçık tabakaları sayımı / ritmik doğa olaylarından kaynaklananlar)<br />
Dendrokronoloji (ağaç halkaları sayımı / ritmik doğa olaylarına bağladı; C-14 için denetleyici ve düzeltici tarihlendirme yöntemi)<br />
Polinoloji (pollen analizi, pollen spektrumlarının belirleyici özelliği)<br />
Hayvan kemiği analizleri (hayvan kronolojisi) gibi yöntemler çoğunlukla uygulanmaktadır.<br />
C. Arkeolojik kalıntılarda ham maddelerin saptanması / Kaynak analizleri. Hammaddelerin tesbiti ile teknolojik düzey, ticaret, kültürel ilişkilerin aydınlatılmasında yararlanıldığı gibi, dolaylı olarak da doğal çevre ve iklim hakkında da bazen bilgiler edinilebilir. Bu amaçlar için genellikle taş, mermer, obsidiyen, kil çanak çömlek, toprak, metal, curuf vs örneklerin analizleri yapılır. Bugün çoğunlukta ıslak kimyasal yöntemler yerlerini daha çok aşağıdaki yöntemlere bırakmışlardır:<br />
1. Radyoaktif yöntemler<br />
TL (termoluminesans)<br />
Neutron aktivasyonu<br />
Atomik soğurma spektrometresi<br />
2. Diğer fiziksel yöntemler<br />
Optik mikroskobi<br />
Optik Emisyon spektrometresi (spektral analiz)<br />
X-ışını-floresansı<br />
Elektron prob mikroanalizi<br />
X-ışını saçınımı<br />
Kızılötesi soğurma vb gibi.<br />
Kaynak analizlerinde bu ve benzeri yöntemler, çoğu kez birarada da kullanılır. TL analizlerinde optik mikroskobiden yararlanıldığı gibi.<br />
D. Doğal çevre ve biyolojik ortamın, ekolojinin aydınlatılması, besin ekonomisi, eski toprak kullanım alanlarının belirlenmesinde, nüfus saptamalarında:<br />
Palco/arkeo-antropoloji<br />
Paleo/arkeo-botani<br />
Polinoloji<br />
Paleo/arkeo-zooloji<br />
Jeomorfolojik ve Jeokronolojik çeşitli yöntemler<br />
Toprak analizleri v.s den yararlanılmaktadır.</p>
<p>E. Müzeoloji ve arkeolojik kalıntıların restorasyon ve konservasyonlarının yapılmasında</p>
<p>Çeşitli kimyasal analizler<br />
Çeşitli fiziksel analizler uygulanmaktadır.</p>
<p>F. Arkeolojik kalıntıların tipolojik (tipsel) sınıflandırılmalarında, teknolojik düzeyin belirlenmesinde:</p>
<p>Matematiksel kümeleme ve serileme teknikleri</p>
<p>Bilgisayar arkeoloji ve İstatistik yöntemler giderek artan bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak çeşitli gruplara giren yöntemlerin aynı alanların dışında, değişik amaçlar için de kullanıldıkları unutulmamalıdır. Örnek olarak polen analizi (polinoloji) pollenkronolojisi için olduğu kadar, doğal çevre, bitki örtüsü, iklim koşulları için de önemli bir gösterge sayılmaktadır.</p>
<p>Görüldüğü gibi, kültür tarihinin her yönüyle araştırılmasında yardımcı olmak üzere uygulanan bu yeni arkeometrik yöntemlerin arkeolojiye kazandırdığı büyük katkıların yanında yeni bazı sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Buna bir anlamda yeni bazı yükümlülükler de denilebilir. 1950r17;yi başlangıç olarak kabul edersek, bugün daha 35 yıllık bir geçmişi olan bu, fen ve doğa bilimlerinin çeşitli yeni yöntemler topluluklarından oluşan bilim alanının, yani arkeometrinin tek tek her yönteminin kendine özgü bir dili ve değerlendirilme biçimi vardır. Bu arkeometrik yöntemlerle araştırma yapanlar, bugün, zaman zaman arkeometrist olarak adlandırılmaktadır. Arkeometristlerin araştırmalarını onlarla birlikte asıl yorumlayacak ve sonuçlara ulaştıracak olan kimse ise arkeolog dur.</p>
<p>Bu bakımdan arkeologların bu yeni yöntemlerin dilinden anlayabilmeleri ve onlardan edinecekleri bilgileri doğru yorumlara kavuşturabilmeleri için arkeometrik yönden eğitilmeleri gerekir.</p>
<p>Bu tarzda eğitim yapan kurumlara, bugün çeşitli ülkelerin üniversitelerinde rastlanmaktadır. Ülkemizde de böyle bir eğitim programına yer verilmesi artık zorunlu gibi gözükmektedir. Bu da herhalde Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümleri olan ünivcersitelerimizde, Yüksek lisans düzeyinde eğitim yapabilecek, fen ve doğa bilimcilerle birlikte arkeologların da yer alacağı r0;ARKEOMETRİ Enstitülerir1; nin kurulması ile gerçekleşebilecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/arkeometri-nin-uygulama-alanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihin İlk İlaç Formülleri Kitabı</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/tarihin-ilk-ilac-formulleri-kitabi/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/tarihin-ilk-ilac-formulleri-kitabi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 12:23:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[İlaç Formülleri]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[ilk tarihi kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihin İlk İlaç Formülleri Kitabı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://img72.imageshack.us/img72/2016/smelerformlty2.jpg" border="0" alt="" width="250" height="250" /> i.ö üçüncü bin yılın sonlarına doğru yaşamış olan isimsiz bir Sümerli hekim, meslektaşları ve öğrencileri için en değerli tıbbi reçetelerini bir araya getirip kaydetmeye karar verdi. Islak topraktan 16 cm uzunluğunda 9,5 cm genişliğinde bir tablet hazırladı, kamış kalemin ucunu eğik biçimde yonttu ve zamanın yazısıyla gözde ilaçlarının bir düzinesini tablete kaydetti. İnsanlığını bilinen en eski tıp &#8220;el kitabı&#8221; olan bu belge, bir Amerikan kazı ekibince ortaya çıkarılıp Philadelphia Üniversite Müzesi&#8217;ne götürülünceye değin dört bin yılı aşkın süre Nippur kalıntıları altında gömülü kalmıştır.</p>
<p>Bu tabletin varlığını, Üniversite Müzesi&#8217;nin Babil Bölümünde benden önce çalışmış olan Dr. Leon Legrain&#8217;in bir yayınından öğrendim; Üniversite Müzesi&#8217;nin 1940 Bülteninde &#8220;Nippur&#8217;da Eski Eczacılık&#8221; başlığıyla çıkan makalede, metnin bir kısım içeriğini büyük bir cesaretle çevirme girişiminde bulunmuştu. Ancak bunun tek başına çivi yazısı uzmanını aşan bir iş olduğu açıktı. Yazıt öyle teknik ve özel terimlerle yazılmıştı ki, bir bilim tarihçisinin, özellikle kimya alanında eğitim görmüş birinin işbirliğini gerektiriyordu. Üniversite müzesi tablet bölümünün başına geçtikten sonra, özlemle, sıkı sık bu tıp tabletinin bulunduğu dolaba gider ve incelemek üzere masama getirirdim. Birçok defalar çevirisini yapmaya uğraştım. Neyse ki sonuna kadar dayandım. Uygun anı kollayarak, onu defalarca yerine götürdüm.</p>
<p><span id="more-269"></span> 1953 baharının bir cumartesi sabahında, genç b ir adam büroma gelip kendisini tanıttı; ismi Martin Levey&#8217;di ve Philadelphialı bir kimyagerdi. Bilim tarihi üzerine doktora yapmıştı ve müze koleksiyonunda bilim ve teknoloji tarihi  açısından yardımcı olabileceği bir tablet olup olmadığını soruyordu. Beklediğim fırsat kapıma gelmişti! Tableti dolabından bir kez daha çıkardım; ama en azından bu defa geçici bir çevirisi yapılana değin yerine kaldırılmadı. Levey ile birlikte haftalarca içeriği üstüne çalıştık. Bu kendimi öncelikle Sümer göstergelerinin okunmasına ve dilbilgisel yapıların çözülmesine vermiştim. İnsanlığın ilk ilaç formülleri kitapçığının okunabilir kısımlarını, kadim devrilerdeki kimyasal ve teknolojik süreçleri anlaması ve bilgisiyle yaşama döndürün kişi Martin Levey&#8217; dir.</p>
<p>Bu kadim belgeden öğrendiğimize, çağdaş meslektaşları gibi Sümerli hekim de ilaçlarının ana maddelerini bitkisel, hayvansal ve maddesel kaynaklardan sağlıyordu. Gözde mineralleri Sodyum klorid  (tuz) ve potasyum nitrattı (güherçile). Hayvansal maddelerden, süt, yılan derisi, kaplumbağa kabuğu kullanıyordu. Ancak ilaçların çoğunun kaynağı bitkiler dünyasıydı; hıyar şember, mersin, şeytantersi, kekik gibi bitkiler; söğüt, armut, köknar, incir ve hurma gibi ağaçlar. İlaçlar bitkinin tohumundan, kökünden, dalından, kabuğundan yada zamkından hazırlanmıştı ve günümüzde olduğu gibi katı yada toz halde saklanmış olmalılar.</p>
<p>Hekimimiz dıştan sürmek için hem merhem hem süzülmüş sıvılar, içmek içinde sıvı ilaçlar öneriyordu. Genel olarak merhem bileşikleri, bir yada daha çok otun dövülmesiyle elde edilen toza &#8220;kuşumma&#8221; şaraba katılması ve karışama reçine ve sedir ağacı yağı dökülmesiyle hazırlanıyordu. Irmak çamurunun dövülmesiyle hazırlanan bir diğer ilaçta ise elde edilen toz su ve balla yoğruluyor ve karışımın üzerine reçine yerine &#8220;deniz&#8221; yağı dökülüyordu.<br />
Süzme yöntemiyle hazırlanan ilaç reçeteleri daha karmaşıktı ve bunların peşinden de bir kullanım kılavuzu geliyor. Bunlardan üçü için (Sümerce metin oldukça açıktır) kaynatma yöntemi kullanılmış. İstenen özleri çıkarmak için, karışım suda kaynatılıyor ve olasılıkla daha fazla öz elde etmek için alkali ve tuz ekleniyordu. Reçetelerden hiçbirinde değinilmemiş olmasına, organik maddeleri ayırmak için sulu eriyiğin süzgeçten geçirildiğinde kuşku yoktur<br />
Sonra da süzülen sıvının gövdenin ağrıyan serpilmesi yada o bölgenin yıkanmasıyla tedavi gerçekleştiriliyordu. Ardından yağ sürülüyor ve bir yada daha fazla ot konuyordu.</p>
<p><img src="http://img124.imageshack.us/img124/6376/smeratbletln5.jpg" border="0" alt="" width="491" height="409" /></p>
<p>İçilecek ilaçlara gelince; hasta açısından bunların içimini kolaylaştırmak için çoğunlukla kullanılan araç biraydı. Çeşitli otlar toz haline getirildikten sonra bira içinde eritilip hastaya içiriliyordu. Buna karşın, bir tarifte biranın yanı sıra sütünde, ne olduğu anlaşılmaya &#8220;ırmak&#8221; (?) içirilmesi için kullanılmış gibi görünüyor.<br />
Bu tek tabletten bile İ.Ö. üçüncü bin yıldan kalma, şimdiye değin çıkarılmış tek tıbbi metin-Sümer&#8217;de eczacılık biliminin kayda değer ilerleme yaptığı açıktır. Tablet oldukça incelikli kimyasal işlemler ve süreçlerle ilgili, dolaylı da olsa, derin bir bilgi birikimi sunar.<br />
Örneğin; bir kaç reçetede otların toz haline getirilmeden önce &#8220;arıtılma&#8221;sı gibi çeşitli kimyasal işlemler gerektiren bir şama önerilir. Bir diğer örnek; reçetelerden birinde ilaç maddesi olarak kullanılan toz haline getirilmiş alkali, büyük olasılıkla soda bakımından zengin Kazayağıgiller ailesinden bitkilerden birinin (büyük olasılıkla Salicornia fruticosa) bir çukurda yıkılmasıyla elde edilmiş alkali külüdür. Bu biçimde üretilen sodalı kül İ.Ö. yedinci yüzyıl da ve ortaçağ da cam yapımında kullanılmıştır.</p>
<p>Kimyasal açıdan ilginç olan, tabletimizde çok fazla miktarda bitkisel yağ içeren özlerle ilgili alkali kullanımını iki reçete oluşudur, böylece dıştan kullanım için sabun üretilmektedir.<br />
Sümerli hekimimizce önerilen bir diğer madde ise, belli bir kimya bilgisi ile elde edilebilen potasyum nitrat yada güherçiledir. Çok daha geç Asur döneminde de görüldüğü üzere, Sümerler de idrar gibi azotlu artık maddelerin aktığı arkları denetliyor, bulunan kristalize oluşumları arıtma için ayırıyorlardı. Kuşkusuz azotlu maddelerin yanı sıra sodyum klorid ve diğer sodyum potasyum tuzlarını içeren bileşenleri ayırma sorunu, olasılıkla bölünmüş kristalleştirme yöntemiyle çözülmüştü. Hindistan ve Mısır&#8217;da kalsiyum nitrat elde etmek için kadim kireç yada eski harcı azotlu organik maddelerden ayrıştırma yöntemi hala geçerlidir; sonra güherçile elde etmek için kalsiyum nitrat potasyum karbonat içeren odun külü ile arıtılıp buharlaştırılır.</p>
<p>Kadim metnimiz bir açıdan fazlasıyla düş kırıklığı yaratıyor. İlaçların hangi hastalıklara iyi geldiğini belirtmediği için tedavi edici değerlerin hangi hastalıklara iyi geldiğini belirtmediği için tedavi edici değerlerini denetleyemiyoruz. Sümerli hekim deney ve doğrulamaya başvurmadığına göre, büyük olasılıkla pek etkin değildirler. Çoğu ilacın seçiminde atalardan kalma, bitkilerin güzel kokma niteliğine duyulan sonsuz güvenin yansıması vardı. İyi yanları olan reçetelerde var- örneğin; bir temizlik maddesi elde etmek önemliydi. Ve tuz ve güherçile gibi maddelerde etkindi; bunlardan birincisi antiseptik, ikincisi ise bağırsak pekiştirici olarak kullanılır.</p>
<p>Bu Sümer reçetelerinin bir diğer apaçık kusuru, maddelerin bileşiminde kullanılacak miktarların yanı sıra, ilacın ne miktarda ve ne sıklıkla kullanılacağının belirtilmemiş olmamasıdır. Bu, &#8220;mesleki kıskançlık&#8221; tan kaynaklanmış ve Sümerli hekim tıp dışındaki çevrelerden aya da hatta kendi meslektaşlarından sırlarını korumak için nicel ayrıntıları bilerek gizlemiş olabilir. Büyük olasılıkla, bu nicel ayrıntılar Sümerli reçete yazarına çok da önemli gelmedi, çünkü ilaçların hazırlanmasında ve kullanılmasında az çok deneysel bir biçimde karar verebiliyorlardı.<br />
Tabletimizi yazan Sümerli hekimin sihirli sözlere ve büyüye başvurmaması ilginçtir. Metnin hiçbir yerinde bir tanrıdan yada bir cinden bahsedilmez.</p>
<p>İ.Ö. üçüncü bin yılda Sümer&#8217;de hastalıkları iyileştirmek için büyü ve cin çıkarma ayinlerinin bilinmediği anlamına gelmez bu. Tam tersine, büyülü sözlerin yazılı olduğu ve yazıtların yazarları tarafından da böyle olduğu belirtilmiş altmışa yakın küçük tabletten açıkça görüldüğü üzere böyle uygulamalar yapılıyordu. Sümerler&#8217; daha sonraki Babilli ler gibi, bir çok hastalığı hastanın bedenindeki zararlı cinlere bağlıyorlardı. Bu cinlerden yarım düzinesinin adı; Bau, Ninisinna ve Gula adlarıyla da bilinen &#8220;karakafaların (Sümerler) yüze hekimi&#8221; diye nitelenen tıp sanatının baş tanrıçasına adanmış mistik ve usdışı öğelere yer verilmemesi şaşırtıcı bir olgudur.<br />
İ.Ö. üçüncü bin yılın sonuna doğru yazılmış bir tıp tabletin keşfi çivi yazısı uzmanları için bile şaşırtıcıydı; çünkü ilk &#8220;el kitabı&#8221;nın tıptan çok tarımla ilgili olması beklenirdi. Tarım, Sümer ekonomisinin temel direği , zenginlik ve refahının başlıca kaynağıydı. Çiftçilik yöntemleri ve teknikleri İ.Ö. üçüncü bin yıldan önce zaten oldukça ileri düzeydeydi. Buna karşılık şimdiye değin gün ışığına çıkarılmış tek çiftçi &#8220;el kitabı&#8221; İ.Ö. ikinci bin yıldan kalmadır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/tarihin-ilk-ilac-formulleri-kitabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Çağdan İtibaren Altın ve İşlenmesi</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/eski-cagdan-itibaren-altin-ve-islenmesi/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/eski-cagdan-itibaren-altin-ve-islenmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 12:21:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[altın işlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[altın işlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[eski çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Çağdan İtibaren Altın ve İşlenmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Altın metali bakır, gümüş ve meteor demiri ile birlikte cilalı taş devrinden bu yana bilinen metallerdendir. M.Ö. 4000 yılından itibaren Mısır’lıların ve M.Ö. 3000 yıllarında Sümerlerin Mezopotamya’da altın üreterek kullandıklarına dair kesin bulgular vardır. Sudan, kuru ve yaş havadan, oksijen ve ozondan, kükürt ve hidrojen sülfürden, azottan ve hidrojenden hatta yüksek sıcaklıkta bile oksijenden, asitli ve bazik çözeltilerden etkilenmediğinden doğada metalik halde bulunan ender metallerden biridir. Bu üstün özellikleri, kendine özgü rengini ve parlaklığını hiç kaybetmediğinden süs ve ziynet yapımında, kral ve zenginlerin özel eşyalarının yapımında, hatta zenginlik göstergesi olarak tarih boyunca kıymetli madde ve para olarak kabul görmüştür.<br />
<span id="more-267"></span><br />
Doğa da az bulunmasına karşın metalik halde bulunduğundan ve kolay elde edildiği ve işlendiğinden ilk çağlardan bu yana hep üretilmiştir. Roma İmparatorluğu dönemi sonuna kadar 10000 t, orta çağda 2000- 3000 t ve Amerika kıtasının keşfinden sonra da yılda 5 ton kadar altın üretildiği tahmin edilmektedir. 1700- 1800 yıllarında yıllık 10-15 ton olan dünya altın üretimi, 1948 yılında Kaliforniya altın yataklarının bulunmasından sonra 200 t a ulaşan altın üretimi, 1904 yılında G. Afrika altın yataklarının keşfi ile yılda 500 t a, 1936 yılında da 1000 t a ulaşmıştır. Günümüzde ise yılda 1500 tonun üzerinde altın üretilmektedir. Tüm tarih boyunca günümüze kadar 100000 tonun biraz üzerinde altın üretildiği tahmin edilmektedir.<br />
Tarih boyunca altın üretimi, altının doğada saf halde bulunuşu ve 19.3 g/cm3 yoğunluğu ile bulunduğu ortamdaki tüm mineral ve taşlardan çok daha ağır olmasına dayandırılmıştır. Altın içeren cevher ve mineraller kırılıp ufalandıktan sonra kovboy filmlerinde de gördüğümüz gibi dibi çukur kap içersinde bol suyla çalkalanır. Ağır altın taneleri kabın dibinde kalırken, çok daha hafif olan diğer mineraller, kum ve çamur suyla sürüklenir. Kabın dibinde toplanan altın parçacıkları potalarda eritilerek altın külçe haline getirilir. Altın çoğu kez gümüş ve bakır da içerir. Saf altın elde etmek için bakır ve gümüş içeren altın önce yüksek sıcaklıkta tuzla kavrularak gümüş klorür bileşiğine çevrilirken, bakır da kurşun ilavesi ile cüruf haline çevrilir ve kurşun buharlaştırılarak saf altın dipte kalır. Altının bakır ve gümüşten ayrılma tekniğinin M.Ö 2000 yılından beri bilindiği antik bulgulardan anlaşılmaktadır. Orta çağda simyacılar bir yandan altın cevherlerinden yukarıdaki teknikle ve kurşunla kavurma ile saflaştırırken bir yandan da diğer metalleri altına çevirmeğe çalışmışlar, bunu başaramasalar da altın üretim tekniğini geliştirmişlerdir.<br />
Eski çağlarda ve kısmen daha sonra da kullanılan altın üretme tekniklerinde ince taneli olup dibe çökmeyen ve koloidal halde çamur içinde dağılan altını kazanmak mümkün olmuyordu. Eski altın yatakları ve altın üretim alanlarındaki mil ve kumların halen önemli oranda altın içermesi de bu kaçakların olduğunu göstermektedir.<br />
Altın içeren cevher ve tozlardaki tüm altını kayıpsız kazanmak amaçlı çalışmalardan ikisi, yani cıva amalgam tekniği ve siyanür tekniği bu gün de kullanılan tekniklerdir. Altın içeren metal parçaları ve eski malzemelerdeki altını kazanmada kurşunlu kavurma tekniği de kullanılmaktadır. Her üç teknik de çevre dostu değildir ve aynı derecede canlılara ve insan sağlığına zararlı kurşun, cıva metalleri ve siyanür çözeltisi ile çevreyi kirletme riski vardır. Altının bu teknikler dışında başka yolu da yoktur. Gerçi altın yalnız altın maden ve bileşiklerinden değil, aynı zamanda antimon, arsenik, platin grubu elementleri, gümüş ve bakır üretimleri sırasında yan ürün olarak da üretilir. Ancak bu üretimlerin azlığı yanında altını ayırmak için yine yukarıdaki ana üretim teknikleri kullanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/eski-cagdan-itibaren-altin-ve-islenmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
