<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Define işaretleri - Define - Definecilik - Eşkiya Belgeleri - Lahit - Kaya Mezarlar &#187; Anadolu Efsaneleri</title>
	<atom:link href="http://blog.defineisaretleri.net/bolum/anadolu-efsaneleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.defineisaretleri.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Jun 2009 12:47:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Köroğlu Destanı</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/koroglu-destani/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/koroglu-destani/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 09:38:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anadolu Efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Köroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[köroğlu efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Köroğlu hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[köroğlu kimdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=220</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Destanları içinde en geç teşekkül eden, diğerlerine göre çok yeni bir destanıdır. Türklerin, bu günkü büyük ve son<br />
yurdumuzun olan ve bunun içinde de her Türk için çok büyük bir değer taşıması, üzerinde hayatından fazla titremesi lazım<br />
gelen Anadolu’muzda yerleşmesinden sonra meydana gelmiş olması Köroğlu Destanının bugüne kadar aynı tesir ve kuvvete<br />
yaşamasına sebep olmuştur. Hala Anadolu ve Rumeli Türkü, Köroğlu Destanını bilir ve anlatıldığı zaman heyecanlanır.</p>
<p>Bununla beraber Köroğlu Destanının da kaynağı, bütün öteki destanlarımızda olduğu gibi, önceki sayfalarda anlattığımız asıl<br />
büyük Türk destanlarıdır. Motifler hayaller, muhit ve adetler bütünüyle bu destanlarımızdan alınmış ve onların üzerine<br />
kurularak geliştirilmiştir.<br />
<span id="more-220"></span><br />
Bugüne kadar duyulan Köroğlu Destanı rivayetleri, Azerbaycan’dan Rumeli’ne kadar uzanan geniş sahada yirmi dört çeşitleme<br />
halindedir. Bunlar, birbirinden farklı gibi görünse de aslından tek bir çekirdeğin etrafında gelişen parçalar gibidir.<br />
Nitekim, hala halk arasında söylenen Köroğlu şiirleri de ya birer vakıa anlatmakta, ya bir güzelleme ile destandaki olayların<br />
çevre olarak mekanını tespit etmekte; ya bir koçaklama ile destan kahramanlarından birini çizmekte veya birinin macerasını<br />
vermekte; yahut da türkü ile olayları birbirine bağlamaktadır.</p>
<p>Bunlardan da anlaşılacağı üzere Köroğlu Destanımız bütün güzelliğine ve tam gibi görünmesine rağmen, destan olarak tekamül<br />
devresini tamamlamamıştır. Çekirdeği vardır ve tabii gelişmesini göstermiştir; muhtelif zamanlarda ve muhtelif ozanların<br />
eliyle ve diliyle ayrımları yapılıp eklemeleri eklenmiş ve bunlar bir halk süzgecinden geçerek halkın o güzel muhayyilesinden<br />
de olacağını alıp şekillenmiştir. Fakat, yazılı tespit şekli, tamamı üzerinden ve nazım halinde bir tek ozanın işlemesine<br />
mazhar olmamıştır. Bu kısım da yapıldıktan sonra elimizde tam ve mükemmel bir Köroğlu Destanı var diyebileceğiz.</p>
<p>Bugün hala değişik rivayetlerde anlatılan destanın, ana hatlarıyla hülasası şu şekildedir:</p>
<p>Köroğlu’nun babasının adı Yusuf’’ tur. Bir Beyin yanında çalışmaktadır ve bilhassa atlardan çok iyi anlamaktadır. Yusuf’ un<br />
Ali adında, yiğit delikanlı bir oğlu vardır.</p>
<p>Günlerden bir gün Bey, Yusuf’ a, kendisi için çok güzel bir at seçip getirmesini ister. Yusuf da, çok gösterişsiz, uyuzumsu<br />
bir tayı beğenir, alır gelir.</p>
<p>Fakat Bey çok kibirli, gösterişi seven, burnundan kıl aldırmayan ve çok zalim bir Beydir. Böyle bir atı kendisine seçip<br />
getirdiği için Yusuf’ a fena halde öfkelenir.</p>
<p>Halbuki Yusuf’ un getirdiği tay öyle bilinen taylardan değildir. Sulardan çıkan bir aygırın dölünden gelme bir kır taydır.<br />
Kanatlanıp uçma yeteneği vardır. Bakılır, terbiye edilirse eşi menendi bulunmayacak cinstendir. Ama Bey, bunların hiçbirini<br />
anlamaz ve zalimliği üstün gelip Yusuf’ un gözlerine mil çekilip kör edilmesi buyruğunu verir. Buyruğu da, kendisi gibi zalim<br />
olan adamları düşünmeden yerine getirirler.</p>
<p>İki gözü kör edilen Yusuf köyüne döner, O uyuzumsu tayı, hiç ışık görmeyen bir yerde besleyip terbiye eder ve eşi menendi<br />
bulunmayan bir kır at haline getirir. Oğlu Ali de o zamana kadar daha yetişip daha yiğit daha gürbüz bir delikanlı haline<br />
gelmiştir. Baba-oğul bir arada karar verip Beyden öç almağa yemin ederler. Bunun üzerine, kır atla birlikte Bingöl Dağlarına<br />
varıp hayat suyunu ararlar; bulurlar ve içerler. Sudan ancak Ali ve kır at içmiştir. Yusuf içememiştir.</p>
<p>Bundan sonra dönüp, Beyin konağına yakın bir dağı yurt edinirler. (En meşhur rivayetlerde bu dağ Çamlıbel’dir) Yusuf, oğlu<br />
Ali’ ye, burada yerleşmesini sağlık verir.</p>
<p>Babasının bu öğüdünü tutan Ali (Köroğlu) orayı yurt edinerek gelip geçenden baç almağa, haksızlıkların üstüne üstüne varmağa<br />
başlar. Bir müddet sonra babası Yusuf ölür. Köroğlu, yine babasının öğüdüne uyarak kendisine çok sadık kırk yiğit toplar<br />
etrafına. Akıllı, bilgin, görgülü ve bir sohbet adamı olduğunu duyup işittiğini İstanbul’ dan, Kasap başının oğlu yakışıklı<br />
Han Ayvaz’ ı da kaçırıp kırk yiğidinin arasına katar:</p>
<p>Artık Çamlıbel, Çamlıbel’ deki Köroğlu’ nun dünyası tamam olmuştur. Köroğlu’ nun çevresinde insanlar toplanmağa başlar;<br />
Köroğlu’ nun çevresinde halk küme küme ve sevgi doludur. Babasının öcünü Beyden almak için Köroğlu türlü oyunlar hazırlar,<br />
yiğitlik gösterir; Köroğlu nasıl halkın adamı, iyi ve namuslu insanların sevgilisi haline gelmişse Zalim Beyin de, baş<br />
düşmanı baş korkusu haline gelir. Bütün Zalim Beyler Köroğlundan korkmaktadır.</p>
<p>Babasının öcünü almak için Beyin üstüne üstüne vardığı akınlardan birinde Köroğlu, Beyin güzel Bacısı Döne’ yi görür. Gördüğü<br />
gibi de vurulur Köroğlu, Döne’ ye aşık olur. Çamlıbel Köroğlu için aşkının alev alev yandığı bir yer haline gelir&#8230;</p>
<p>Ve bir gün bu aşka dayanamaz Köroğlu, atına atladığı gibi varır. Döne’ yi Bey Konağından kaçırır, evlenir. Bu evlilikten oğlu<br />
Hasan doğar.</p>
<p>Akınlar akınları kovalar; Köroğlu çok zalimlerin hakkından gelir. Akınlarının birinde tutsak olur Köroğlu. Yiğitlerinden<br />
Güdemen, Köroğlu’ nu kaçırmak için görevlendirilir. Güdemen varıp Köroğlu’ nu bulur.</p>
<p>Köroğlu tutsaklıktan kurtulur; kaçar. Kır atına atlar ve kır at surların üstünden kanatlanıp uçarak geçer ve Köroğlu’ nu<br />
kurtarır. Bunun üzerine aşka gelen Köroğlu kır atı övmeğe başlar.</p>
<p>Çamlıbel’ e hasret kalmış, Döne’ sine hasret kalmış; yiğitlerine hasret kalmıştır. Uzaktan Çamlıbel’ i görünce dayanamaz<br />
söyler:</p>
<p>Köroğlu tepelerden bakarım,<br />
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim,<br />
Bunca yıldır hasretini çekerim,<br />
Arkam sensin, kalem sensin dağlar hey.</p>
<p>Yiğitlerine, Çamlıbel’ ine, Döne’ sine kavuşturduğu için de atını bir güzelleme ile bir kere daha över:</p>
<p>Haykırır köpüğü başından atar,<br />
Başını başımdan yukarı tutar,<br />
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar,<br />
Alma gözlü kız perçemli Kır atım.</p>
<p>Bundan sonra Çamlıbel’ e daha iyice yerleşen Köroğlu’ nun namı bütün yurdu, dört bir yandan tutar. Mertliği, mertçe<br />
kavgaları, düşkünlerin elinden tutuşu, düşkünü zalime karşı koruyuşu, hakkı ve adaleti sevişi Köroğlu’ nu dillere destan<br />
eder. Her zaman haksızlığın karşısındadır ama adaletli Devlet gücüne karşı boynunun kıldan ince olduğunu da bilir. Din ve<br />
devlet uğrunadır yaptıkları biraz da. Urus üstüne, Acem üstüne de savaşlara katılır; bu savaşlarda yiğitlerine Mevla,<br />
şehitlik, kafire karşı üstünlük uğruna saf bağlatır.</p>
<p>Fakat nihayet Köroğlu da bir insandır. Gerçi bildiğimiz insanlardan çok ayrı, insan üstü nice güce sahiptir ama yine de<br />
insanoğlu’ dur. Sonunda kendi de, yiğitleri de; atı da yorulur. Köroğlu artık ihtiyarlamıştır.</p>
<p>Çürüdü gönlüm çürüdü,<br />
İçerde yürek eridi,<br />
Beylerin kolu yoruldu,<br />
Kılıç döndürü döndürü.</p>
<p>Üstelik devir de değişmeğe başlamıştır. &#8220;Delikli demir&#8221; dediği tüfek icat olmuş, artık yiğitlik başka türlü anlaşılmağa<br />
başlamıştır. Göğüs göğüse, erkekçe, düşmanı yüzünden ve gözünden göre göre döğüşmenin yerini bir yerlere saklanıp arkadan ve<br />
uzaktan vurmalar almıştır. Köroğlu’ na göre kahpeliktir bu ve kahpelik almış yürümüştür, alıp yürümektir. Dünya sevilmez bir<br />
dünya olmuştur artık. Dünyayı terk etmek vakti gelmiştir. Köroğlu’ da öyle yapar, dünyayı terk edip, alacağını almış<br />
vereceğini vermiş bir insanoğlunun huzuru içinde Kırklara karışıp gider&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/koroglu-destani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanlı Mağara Efsanesi</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/kanli-magara-efsanesi/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/kanli-magara-efsanesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 09:37:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anadolu Efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Efsane]]></category>
		<category><![CDATA[Kanlı Mağara Efsanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vakti ile Toros dağları eteklerinde yaşıyan bir aşiret beyi vardı. Bu bey yoksullara yardım eder, fakirlerin karnını doyurur. Çok iyilik severliği ile tanınan sevilen ve sayılan bir beydi. Bir işi yapacağı zaman aşiret büyüklerini toplar, onların fikirlerini alır. Soracağı bir şey olursa sorardı.</p>
<p>Bey bir gün aşiret yaşlılarını topladı. (Hey ağalarım, büyüklerim, akıldanelerim, bilirsiniz benim oğlum akıllı ve düzenli işlerde bulunmaz. Ne edeyim ki yerimi tutacak, töremizi götürecek, ışığımı yakacak uslu bir evlat olsun.) deyince aşiret büyükleri (İyi dersin beyim oğluyun, senin yerini tutabilmesi için, onu çekip çevirecek bir kadına ihtiyaç vardır. En iyi çare onu evlendirmektir.) deyince bey yerinden kalkıp düşünerek çadırına gider. Oğlunu yanına çağırarak:</p>
<p><span id="more-218"></span>- Hey oğul, büyüdün delikanlı oldun. Güneş karşısında boy atan fidan gibi boy attın. Ama aklın hiç büyümedi. Dağda taşta ah ile vah ile günün geçirmektesin. Ne edeyimki, benim çıramı ışıtıp, töremi götür, yokluğumu bildirme, bana dilediğini de ki merhem olam. Evlenmekse muradın töreme uygun, gözü gözüme, yüzü yüzüme, aşı aşıma benziyen birini bulup isteyeyim. Altın isterse takayım. Adak isterse göndereyim. Gölük isterse sürdüreyim. Sayvant isterse döşeteyim. Bütün obalarıma davul çaldırıp, kaşık vurdurayım. Kırk gün yemek dökerek, herkesi konuk edeyim. Sürü kesip beyleri ağırlayayım. Deyince oğlan iki dizinin üzerine gelerek; &#8220;Babamsın&#8221; deyip elini öper. Çok iyi edersin, Atamsın, büyüğümsün, ulusun, zenginsin, herşeye gücün yeter. Sana saygım pektir. Deki öl ölem. Benimde sana bir deyeceğim vardır. (Ben Konya Beyinin kızı Ak sultana vurgunum. Alırsan bana onu al, gayri dünyayı versende istemem.)</p>
<p>Bey bu sözleri duyunca çadırından çıkıp biraz düşünür. Hemen etrafındakilere (Hey Çobanlarım, kızanlarım, kadınlarım, hizmetçilerim, tez elden kırk atlımı hazır edin. On tane buğur deveye hediye yükleyin. Kırk atlı önde, develer arkada yola çıkılsın.) deyince beyin etrafındakiler kaynaşmaya başlarlar. Kısa bir zaman sonra &#8220;yola hazırız&#8221; diyerek haber gelir.</p>
<p>Böylece büyük kafile hazırlanıp Konya&#8217;nın yolunu tutarlar. Toros dağlarının derin vadilerinden, ormanlı yamaçlarından aşarak Konya&#8217;ya varırlar. Zaman geçirmeden Konya beyinin sarayına misafir olurlar. Yerler içerler konarlar göçerler sözü esas meseleye bağlarlar.</p>
<p>Allahın emri ile kızınız Aksultanı oğluma istemeye geldim. Karar ve söz senindir. Deyince Konya beyi düşünür taşınır, &#8220;senden iyisine verecek değilim ya verdim gitti. Allah bir iken bin etsin, oğulları uşak. Kızları hizmetçi kullansın sürüleri ekiz doğursun, dördü sekiz doğursun. Deyip sözü keser.&#8221;</p>
<p>Söz kesilir ama Aksultana hiç danışan olmaz. Aksultan bu söz kesmeden de hiç memnun olmaz. Ne yapsın baba sözüdür, ölüm bile olsa uymak törenin gereğidir.</p>
<p>Konuklar oturup yiyip içip konuştuktan sonra müsaade alıp vedalaşarak Konya&#8217;dan ayrılırlar. Geldikleri yollardan obalarına dönerler.</p>
<p>Günler haftaları haftalar ayları kovalıyarak düğün günü gelip çatar. Bütün obalara haber salınır. Yemeklerin, ayranların, etlerin hazırlanması için gerekli bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra, bey kırk yiğidini alarak gelin almak üzere Konya&#8217;ya hareket eder. Düğün alayı birkaç gün yolculuktan sonra Konya&#8217;ya gelirler. Hoş beşten sonra yemekler yenip hazırlıklar tamamlanıp büyük bir törenle gelin uğurlaması yaparlar.</p>
<p>Görkemli düğün alayı günlerce yolculuktan sonra Toros dağları arasında Eğri göl isimli bir gölün kenarındaki geniş çayırlığa konak verirler. Bu çayırlıkta gecelemeyi uygun bularak her tarafı çiğdem, sümbül, akçırağan çiçekleri ile süslü bir vadiye gelin çadırını kurarlar. Gelin çadırına yerleşip biraz istirahattan sonra, gelinlik elbiselerinin üzerindeki kırmızı örtüyü açıp etrafı seyreder.</p>
<p>Gelin hanım çadırından çıkar gölün kenarındaki yamaca doğru gezer. Etrafı iyice seyrettikten sonra güneşin kırmızılıkları kaybolupta akşamın alaca karanlığı basmaya başlayınca çadırına dönmek isterken ayağı tökeziyip düşer, bayılır. Kocaman düğün alayı yolun yorgunluğu ve dağ havasının temiz ve hafif rüzgarı ile ninniler içinde uykuya dalar.</p>
<p>Gelin hanım sabaha kadar baygın olarak yatar. Sabahın ilk ışıkları ile gözlerini açtığı zaman baş ucunda görkemli boynuzları ile pervasız vücudu yere doğru yaslanmış bir geyik keçisi kıtır kıtır geviş getirerek beklediğini Gelin yerinden doğrularak dikkatlice geyik keçisine bakar. Keçinin ikiboynuzu arasında bağlı bir kutu görür. Yanaşıp kutuyu çıkarır. İçini açar. Kutunun içinde yazılı bir kağıdı görünce alıp okur. (Hey bu dağların çiçekleri kadar güzel, havası kadar temiz, gölü kadar temiz ve berrak, toprağı kadar bereketli, güneşi kadar sehavetli, esen rüzgarı kadar alçakgönüllü dilber , söyle muradını ne istersen merhem olayım. İstersen bin üstüme seni mutluluk diyarına götüreyim.) Yazıyı okuyunca düşünüp taşınır, dağa sorar, güneşe sorar, göle sorar, türüm türüm kokan çiçeklere sorar, ötüşen kuşlara, ılgıt ılgıt esen yele sorar hepside (bin geyiğin üstüne, o seni mutluluk ve huzur diyarına, güzellikler ülkesine götürecektir. ) cevabını alır. Bu cevabı alan Aksultan yerinden kalkıp geyiğin üzerine oturur. Geyik yerinden sıçrayıp, enginlerden seller gibi, yükseklerden yel gibi giderek çok uzaklardaki pamuk yığınları gibi bulutların kırmızı duvağı ile kaybolup gider.</p>
<p>Arkada kalan gelini çadırında sanarak çadırın açılmasını beklerler. Bir ses gelmeyince çadıra bakarlar. Bir de ne görsünler Aksultan gitmiş. Hemen durumu beye haber verirler. Bey büyük bir gazap içinde etrafındakileri haşlar. Haşlar ama kaç para eder gelin yok. Etrafı didik didik ararlar, fakat bir ize tesadüf edemezler.</p>
<p>Etraftaki aşiretlerden yardım isterler. Yaşlı ve tecrübeli bir çoban aramak üzere gelir. Dağ yamaçlarında ararken bir geyik izine tesadüf eder. Bu izi takip ederek Torosların en yüksek yerine kadar çıkar. İz büyükçe bir mağaranın ağzında son bulur. Çoban arkasından gelenlere dönerek (Aradığınız gelin bir geyiğe takılarak bu dibi olmıyan mağaraya gitmiştir. İz burada bitti. Gelinin kırmızı duvağından bi iblik burada bulundu. Bunların hepsinden başka bir de, yıllardır bu mağarayı tanırım. Mağaranın taşları kırmızı değildi. Şimdi ise gelinin kırmızı duvağının rengi mağaranın taşlarını boyamış. Varın söylen beyinize Aksultan muradına ermiş. O artık dağların olmuş. ) deyince hepside birden ağlıyarak geriye dönüp giderler. Hepsi bir olup bir dua yaparlar. Göz yaşları ile yollarına devam ederler.</p>
<p>O gündür bu gündür mağaranın taşları kıp kırmızıdır. Bütün aşiretler toplanıp bu mağaranın adı kanlı mağara olsun kimisi de kırmızı mağara olsun bazıları da gelin mağarası olsun derler.</p>
<p>Bundan sonra bu mağaraya kanlı mağara adını verirler. Torosların en yüksek tepesindeki dağda geyiğin adına, Geyik dağı, Geyik dağının bitişiğindeki dağa da Ak sultanın adı olan Ak dağ adı verirler. Bu adlarda baki kalır. Her yıl aşiretlerin bazıları bu mağaraya giderek bu anıları tekrarlarlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/kanli-magara-efsanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çayda Çıra Efsanesi</title>
		<link>http://blog.defineisaretleri.net/cayda-cira-efsanesi/</link>
		<comments>http://blog.defineisaretleri.net/cayda-cira-efsanesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 22:23:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>DefineIsaretleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anadolu Efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çayda Çıra]]></category>
		<category><![CDATA[Çayda Çıra Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.defineisaretleri.net/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://img526.imageshack.us/img526/2428/aydaraze9.jpg" title="Çayda çıra efsanesi" class="alignleft" width="300" height="300" /><br />
Vakti zamanında Harput&#8217;ta iki genç birbirlerine aşık olurlar. her gece gizlice buluşurlar. Kız bir çıra yakar böylece delikanlı aralarına giren dereye atlar kızın yaktığı çıra ile yönünü bularak kıyıya yüzer ve orada buluşurlar. Bir gün kızın babası bunu farkeder ve tam delikanlı suya atlayınca çırayı  söndürür . genç yolunu bulamaz çırpınarak boğulur bunun üzerine kız da kendini dereye atar. Köyün sakinleri çıralarla gençleri arar ama cesetlerini bile bulamazlar.<br />
ÇAYDA ÇIRA EFSANESİ 2<br />
<span id="more-204"></span><br />
   Uluova&#8217;yı ortadan ikiye ayıran Harınget çayının kıyısındaki köyde köyün ileri gelenlerinden biri oğlunu evlendirir. şenlikler, çalgılar yemekler her şey yerindedir .DÜğünün son gününe kadar her şey iyidir hava güzeldir mehtap vardır.Ama birden ay tutulur her yer karanlığa bürünür. misafirler bunu uğursuzluk sayarlar ancak damadın annesi Pembe Ana uğursuzluğa inat birden ortaya atılır ne kadar mum varsa toplatıp tabaklara dizer oradakilerin ellerine verir kendisi de başa geçerek mumlarla oynamaya başlar çıraların ışığı çaya yansımış her yer ışıl ışıl olmuştur. Düğün de neşe içinde sürer işte çayda çıra oyunu buradan çıkmıştır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.defineisaretleri.net/cayda-cira-efsanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
